15 Temmuz 2012 Pazar

Kül


   Kül gibiyim uzun zamandır. Sessiz,yumuşak ve umursamaz.. En büyük yangınlardan, hacmi, özelliği ne olursa olsun yanan her cisimden artakalan, vurdumduymaz bir kül kütlesi gibi.. Gürültülü, isyankar ve sinirli bir yangın düşün. Yangın çok hızlıdır, çok acımasızdır, çok düşüncesizdir, çok aşırıdır.. Olur ve biter. Başı ve sonu vardır, ortası yoktur. Yangın esnasında dumandan göremezsin, alaycı sesinden etrafını duyamazsın.. Şanslıysan sadece kendi gerçekliğinden emin olabilirsin. Ama kül öyle midir? En yıkıcı, en zalim yangınlardan sonra çıkar o. Çalınmış, sakin bir mutluluk parçası gibi ya da mutluluk denen şeyin bütünü.. Yangın bittiğinde, içinde yananlar her ne olursa olsun kül umursamaz. Kül sabittir. Değişmez. Kalıba girmez. Kravat takmaz kül. Pek ilgilenmez öyle her şeyle o. Diyorum ya biraz da vurdumduymaz diye işte.. Yanmış bir kağıdın külü, yanmış bir kumaş parçasının külünden ne kadar farklıdır? Kül birleştirir. Kül yargılamaz. ''Hey,seni istemiyorum!'' demez. İçine alır kül. Tümler her şeyi. Yangından önce dolap, masa, koltuk, gazete, kitap diye teker teker isimlendirebileceğimiz ve ayrı ayrı algıladığımız tüm cisimlerin yangından sonra tek bir ortak adı vardır sadece: Kül.

   Ateşin alaycı, ukala ve zalim duruşuna karşın kül sakin, rahat ve babaç bir tavır takınır. Kül, ateşten artakalan değildir aslında bir bakıma.. Kül; ateşin değiştirdiği her şeyin, barış içinde bir araya karıştığı, sihirli ve birleştirici yeni bir formudur aslında. Kül, küldür işte..Yangından önce dolabın üst rafındaki kitap, masanın üstündeki gazeteye kibirli bakışlar atmıştır belki.. Ama yangından sonra hepsinin zerreleri birbirinin içine geçer.. Kül, kitapla gazetenin barışıdır.