18 Nisan 2014 Cuma

Serbest Stil Yazmaca

 
   İnsanlar tarih boyunca birbirlerine üstünlük kurmaya çalışmışlardır. Bu, önce çekirdek aile denilen toplumun en küçük biriminde başlar aslında. Ergenliğe henüz giren bir erkeğin evin reisi konumunda olan babasına karşı zaman zaman diş göstermesi ve onun otoritesini sorgulamaya başlaması en bilindik örneklerden değil midir zaten? Aslan sürülerinde 1-2 yaşını doldurduktan sonra güçlenen ve hacimce yavru hallerine nispeten büyüyen genç bireyler önceleri karşısında büyük bir saygıyla durdukları sürü lideri erkek aslanın yavaş yavaş gücünü sınamaya başlarlar. Avlanılan bir antilobu yeme sırasından tutun, diğer tüm sosyal durumlarda genç erkek aslanlar uygun anlarda sürü liderinin üzerine oynayarak onun otoritesini sorgularlar bir nevi. Tıpkı bir sincap, bir samur ya da komodo ejderi gibi doğanın bir parçası olan insanı evrimsel prosesten ayrı tutmak gibi bir gaflet yapmayacağımız için bittabi insan toplumlarında da bu üstünlük kurma çabası hayvanlar aleminin diğer üyeleri ile paralellik gösterir. İnsan vahşidir.

   Ergen bir gencin babasına üstünlük kurma çabasıyla, güçlü devletin güçsüz olana üstünlük kurma çabası arasında pek fark olduğu söylenemez. Sonuçta devletler de insanlar tarafından oluşturulmuş kolektif kurumlardır. 

   ''Güçlü olanlar hayatta kalır ve nesillerini sürdürme şansı elde ederlerken, güçsüzler doğadan silinirler.'' Charles Darwin (28 Eylül 1838)

   Üzerinde yaşadığımız gezegende doğal kaynakların sınırlı oluşu ve insanoğlunun her daim daha fazlasını isteyen bencil bir yaratık olması nedeniyle bu üstünlük kurma çabası zamanın başlangıcından beri hep süregelmiştir. Çeşitli uluslararası yarışmalar, maçlar, turnuvalar.. Müzik, spor, siyaset, tarih ve bunlar gibi bilumum alanda yapılan yarışmaların, münazaraların kök mantığı hep bir toplumun bir diğerine üstünlük kurma çabası olmuştur. Dünya Kupası'nda bir ülkenin diğerini yendiğinde sevinmesidir, o ülke insanlarının sevinmeleri gerektiğini düşünmeleridir anlatmak istediğim. Olimpiyatları binlerce yıldır neden yapıyoruz sanki! 
   
   Rekabet ilk insandan itibaren değil ikinci insanla birlikte başladı. Toplumlar ilk çağlardan beri birbirleriyle her anlamda rekabet etmeyi sevdiler. Bu üstünlük kurma çabasını çok fazla çeşitlendirebiliriz ancak mantığı hep aynı kalacaktır. Üstünlük kurma ve daha iyi olduğunu kanıtlama çabası, hırs ve daha fazlasını isteme nedenleri mihenk topiklerimiz olabilir kabaca bu anlayışı açıklamada.

   Güçlü devletlerin güçsüz olanları sömürme isteği de bu mantıkla açıklanabilir. Çeşitli acılar çekerek ve fedakarlıklarda bulunarak günümüzün 'medeni' uygarlığını inşa etmeyi başarmış batılı emperyalist devletlerin kendi halklarının diğer halklardan daha değerli olduğunu düşünerek onların refahını artırmak için diğerlerine karşı yaptığı her haksız, adil olmayan tutum ve harekettir bana göre emperyalizm. Bu topla tüfekle kendine ait olmayan bir toprağı işgal etmek de olabilir (ABD işgalleri), uluslararası bir turnuva, platform ya da oluşumda kendi lehine olacak şekilde haklının hakkını yemek de olabilir (UEFA Başkanı Fransız Platini 'nin şike yapan Fransız takımlarına karşı duyarsız kalışı).
  
   Medeni batılı uygarlıklar günümüzdeki konumlarına gelmek için gerçekten büyük bedeller ödediler. Çeşitli sosyal baskıları(Orta Çağ Avrupa'sının katı skolastik din anlayışı) kırarak beyinlerini çalıştırmaları gerektiğini fark ettiler ve adım adım, yavaş yavaş, bilimi, sanatı ve tekniği geliştirdiler(Rönesans ve reform hareketleri). Güçlendiler. Sanayi Devrimi ve makineleşme ile de sömürü faaliyetleri büyük bir hız kazanmış oldu. Geri kalmış ülkelerin yeraltı ve yer üstü kaynakları sömürüldü, dinleri tasfiye edilip yerine kendi dinleri konuldu ve çeşitli eğitim faaliyetleri ile de kendi kültürlerini egemen kıldılar bu topraklarda. Şimdi tüm bunların ışığında bazı seçenekler çıkıyor ortaya:

i) Adamlar medeniyeti daha ileriye taşımışlar, hak etmişler, güçsüz olan ezilir bu çok normal.
ii) Yapılan bu tarz faaliyetlerin hemen hepsi İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 'nin vb. uluslararası sözleşmelerin ihlaline sebep olmuştur, herkes eşittir, yapılanlar çok yanlış.
iii) Ezilen halklar her zaman haklıdır ve sömürgecilerinin kellelerini uçurmakta serbesttirler.
iv) Sömürülen toplumların geri kalmaları kendi hatalarıdır ama bu işgale uğramaları gerektiği anlamına gelmez.
v) Sömüren sömürmesin, geri kalmış milletler de gerekli atılımı sağlayarak buna fırsat tanımasınlar.

   Bu şıklardan ben daha çok beşincisine inanıyorum. Bir halkın geri kalması kendi seçimidir, hatasıdır ancak bu diğer devletleri ilgilendirmemeli ve bu halkların üzerinde yaşadıkları vatanın kaynakları işgal edilemez, edilmemelidir. Evrimden yola çıkarak yapılanları masumlaştırmak; açgözlülük, bencillik gibi sıfatları olsa da sadakat, merhamet, ahlak, hoşgörü, sevgi gibi kavramları da yaratmış olan insanoğluna yapılacak en büyük haksızlık olur. Her zaman salt hayvani içgüdülerle hareket etmeyen medeni bireyler olarak günümüz insanının bazı ahlaki değerlere de inanması gerektiğini düşünüyorum. Ülkesi emperyalistlerce defalarca işgal edilmiş biri olarak bu şıktan başkasını savunmam zaten söz konusu olamaz. Ancak görmemiz gereken bir diğer gerçek de iyilik ve kötülüğün göreceli kavramlar olduğudur. Sömürgeci bir devlet anlayışında sömüren ülkenin halkının diğer halkların kaynaklarını sömürerek refah içinde yaşaması kendi milletini üstün görmeleri gibi benzeri nedenlerle onlarca iyi olarak nitelendirilebilir. Ya da bu devletler hiç bu gibi bazı etik kaygıları olmayan devletler de olabilirler ki böyle bir zorunluluk içinde de değiller. Tam da bu noktada işte 'Sen işini kış tut, yaz çıkarsa bahtına.' mantığı devreye giriyor. Sen kapını açık bırakırsan evine hırsız girer. Hırsıza çaldığı için kızamazsın çünkü herkes senin kadar bazı kavramlara inanmış olmayabilir. Hırsızın işidir çalmak. Burada yapılması gereken kapıyı kapatmaktır. Yine giriyorsa kilitlemektir. Tekrar hırsız giriyorsa o kapıya ikinci, üçüncü kilidi takmaktır çare. Daha sağlam kapılar üretmektir. Hırsız her şeye rağmen yine giriyorsa en azından sağlam bir kapının nasıl yapılacağını öğrenmiş olursun ve bunu senden daha kötü kapılar yapanlara satabilirsin. Senden sonra gelen nesiller de bunu geliştirerek çok daha sağlam kapılar yapabilirler. Ve o hırsızın bir gün o kapıdan girmesi engellenebilir. İşte aslında medeniyet de böyle ilerler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder